Phoenix resmen beni ağlattı. O kadar iyiydi ki, gözlerim dolu dolu izledim. Senaryoymuş, görüntüymüş hiç önemsemedim. Sadece O'nu izledim. Film dünyanın en boş filmi bile olsaydı yine de sırf bu müthiş oyunculuk sebebiyle en sevdiğim film olurdu. Zira şu an en sevdiğim film kendisi.
Filmi gerçekten beğendim. O kadar güzel bir doğanın korkunç bir şekilde seyirciyi hapsetmesi, normal şartlarda "ahh buralarda yaşamak vardı " diye tepki verilecek bu doğa harikasının, film ilerledikçe kaçmaya çalışılan bir kabusa dönüşmesi en etkileyici kısmıydı filmin. Diyaloglar, o üç kız kardeşin çaresizliği de elbet insanı oldukça etkiliyor ama aynı etkinin kaç katını doğayla vererek mükemmel bir dram yaratmış Emin Alper. Gereksiz bulduğum, gerçekliğe ket vuran sahneler de vardı ama ben o etkiden kolay kolay çıkamadığım için düşünecek halde değildim. Bir de bazı olaylar karakterleri daha önce tanıyormuşuz da ne olduğunu zaten biliyormuşuz gibi yarim yamalak verilmiş. O bir sinirime dokunmadi değil. Taksit taksit açıklayacak gibi oluyor, yine bir soru işareti hoop başa dönüyoruz. Bu beni gerçekten rahatsiz etti. Bu güzel drama gizem katmaya pek de gerek yoktu sanki. Ağız farklilari her zamanki gibi yine var. Aşağıdaki yorumda yönetmenin özellikle seçtiğini okudum da pek yutmadım açıkçası. Daha hiçbir türk filminde aynı yöreye ait konuşma duymadım. Muhtemelen oyuncu sıkıntısıyla alakalıdır diye düşünüyorum. Yine de oyuncular çok iyiydi. Hele iki küçük kız daha bi parladı gözümde. Genel itibariyle beğendim,tavsiye ederim.
Aceleye gelmiş bir film. Oyuncular ne kadar ozenli seçilmişse, senaryo da bir o kadar özensiz bence. Olaylar çok hızlı ilerledi, ona rağmen pek çok yerinde sıkıldım.
Baştan sona gri film. Şehirler o kadar çirkin ki, adeta içinde yaşanan çirkin hayatların bir yansıması. O hayatlardan birinin sahibi de Lilya, bir o kadar güzel, masum, huzur verici. Kesinlikle bu kasvetli şehirlere ait değil. Ama annesinin istenmeyen çocuğu olarak, istemediği hayatin tam kucağına düşmesi çok korkunç. Her bir sahne can yakıcı. Masumiyetin yavaş yavaş sönüşünü izlerken hiç rahat edemedim, oturduğum yer bile batar oldu. Kalkıp dolaşmak istedim. Filmde izlediğimiz her şeyin şu an bir yerlerde yaşanıyor olduğunu düşünmek kabus gibi çöktü üstüme. Merak etmeyin film benim kadar acindirmiyor kendini. Zaten buna da hiç gerek yok, zira bu hikâyeyi tüm yalınlığıyla acıklı bulmayan olmayacaktır bence.
Tahmin edilebilir, sıradan ilerleyen, bazı noktalarında kadın erkek ilişkileriyle ilgili insanı deli eden bir filmdi. Glenn Close ''ün oyunculuğu diğer herkesi gölgede bırakmış. Vakit geçirmelik tercih edebilirsiniz.
jalapeno liked this.
Ben beğendim filmi ama o dönemleri bizzat Amerika'da geçiren, o filmleri, dizileri, reklamları,posterleri kendi gözleriyle görmüş olanlar bayılmıştır sanırım. Zira filmin beni kaybettiği kısımlar tam da o dönem Amerika insanını coşturacak, şahsımınsa hiçbir fikri olmayan sahnelerdi. Hele ki Sharon Tate olayını bilmeyenlerin filmde bogulduklarini bile düşünmek abarti olmaz. Çok şükür ki vahşet sever kişiliğim sayesinde baya öncesinde bu konuda araştırma yapmıştım da konunun bağlandığı yeri sevdim. Sadede gelmem gerekirse; kariyerinin sonlanacagi endişesini her daim yaşayan, bunun psikolojik baskısını bir rolün içindeyken bile hisseden aktör fikri filmin başından sonuna çok güzel işlenmiş. Bunun yanında neredeyse yoldaşı olmuş dublörü olmadan sıradan hayatında da etkisiz bir eleman olduğunu anlamamız için de sık sık fırsat vermiş bize Tarantino. Dublörüne mi yoksa kendisine mi daha çok üzüleceğimi filmin sonuna kadar kestirememistim. Onun dışında sinema diyalogları da oldukça hoşuma gitti. Film baştan sona sinema. Bu konuda cennete düşmüş gibi oluyorsunuz. Kişileri, filmleri,kavramlari bilmediğim yerlerde de biraz sıkıldım diyebilirim. Biliyorum çoğunluk bol kanlı, acımasız, pervasız sahneler beklediği için hayal kırıklığına uğradı ama ben umduğumu buldum. Güzel bir iş yapmış bence Tarantino. O dönemle ilgili filmden öğrendiğim şeyler de oldu üstelik. Bir de hippilere gıcık oldum tabii:) Kirli ayak görmekten midem bulandı,yazmadan edemeyeceğim:) Tavsiye ederim ama sinemada izlemek zorunda değilsiniz.
Bu filmde en önemli olay başrol çocuğunun seçimiydi ve bu yüzden zaten en büyük övgüleri hak eden bir film olmuş bence. Çünkü gerisi için o kadar çok malzeme var ki! Fakirlik, cehalet, dolandırıcılık, kadın ve çocuk suistimali... daha neler neler bulursun Orta Doğu 'da. Çocuk o kadar iyi oynamış ki, resmen haksızlığa uğrayan tüm çocukların sesi olmuş. O çocuklara bu filmi izletsek,Zain'in yolundan gitmeye can atacaklarina nerdeyse eminim. Ama maalesef çoğunun bizim gibi tv karşısına geçip kendileri hakkında yapılan bu fimleri izlemeye vakitleri bile yok. Belki şu an bir yerlerde dayak yiyor, zor şartlarda çalışıyor ya da küçücük bedeniyle bir zorbaya eş olmak zorunda kalıyor. Tabii filmin tek numarası oyuncu secimi değil. Sahneleri de çarpıcı ve gerçekçi. Zoraki drama yok.Her dakika ağlatmıyor ama böğrünüze bıçak sapliyor sürekli. "Bakamıyorsanız ,doğurmayın!!!!"
Korku filmi sevenleri sinemada tatmin edebilir. Çok iyiydi diyemem ama "it 2" gelene kadar sizi idare eder.
MehmetYurdakul, The.Dude liked this.
Yanı film sırf Morissey'den nefret edelim diye yapılmış. Tamam adam gerçekten böyle bir karakter ama bi başarılı olduğunu göreydik, biraz başarılı olma isteği, birkaç kere sahne alışını falan gorseydik. Müzikte başarılı birinin hayatı ancak bu kadar kötü anlatilabilirdi. Müzik üzerine film ama müzik seçimi de kötü. Filmde olması gereken neredeyse hiçbir şey yok kısacası.
Korku maksatlı izlemeyi düşünmüştüm ama sağlam dram çıktı içinden. Meksika'daki güç savaşlarında ailelerini kaybetmiş çocuklar, bazen korkularına, bazen hayallerine, bazen de anılarına sığınırlar. Bu suç oranı yüksek ülkede her saniye bir hayatta kalma savaşıdır. Ve çocuklar bu savaşa kendilerince katılmayı kafalarına koymuşlardır. Ben sevdim ve çok da üzücü buldum.
afef liked this.
Geçim sıkıntısının en çarpıcı yansımalarından birini izledim. Bir taraftan şehrin keşmekeşinde evine ekmek götürmeye çalış, bir taraftan saf,temiz insanları kullanmaya,kandırmaya çalışan sansarlarla uğraş...Gerçekten yaşanılan zorlukları sonuna kadar hissettim. Tabii ki daha büyük zorlukları da izledik ama bu filmdeki doğallık çoğunda yoktu. Kısacası izleyiciyi nasıl ağlatsak derdine düşmeyen, sıcacık bir film olmuş. Buna rağmen hiç gözyaşı dökmediğimi söyleyemem. Bonus: Ibrahim Tatlıses şarkıları.:)
Tüm sinema kampanyalarının bittiği şu dönemde o kadar para vermeye değer mi bilmem de, gerilim etiketini çoğunlukla hak ettiğini söyleyebilirim. Ama hepsi bu. Mantığınızı kapıda bırakıp gerilmeye odaklanirsaniz umdugunuzu bulursunuz. Ayrıca şu korku ve gerilim filmlerindeki "kopmak üzere olan aile bağları " teması bi bırakılsın artik ya. Filme bir katkısı olmadığı gibi, iyice ucuzlastiriyor.
Öncelikle Meryl Streep ve Robert Redford ne kadar güzel bir ıkili olmuş böyle! Ikisi arasındaki rol icabı da olsa çekimi yoğun şekilde hissetmemek elde değil. Ikisini birlikte seyretmek gözümü gönlümü açtı resmen. Geleneksel kalıpları yırtıp çıkan, filmin sonuna doğru ilham verici bir değişim geçiren kadın karakterlerin de ayrı hastasıyız, onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Uzun uzun filmi anlatmak istemiyorum bu defa. Her şeyiyle güzel bir filmdi kısaca.
Woody Allen kadın erkek ilişkilerini çok iyi çözmüş bir adam. Bunu her filminde görüyoruz. Ne desem ki, aforizmaları, gel-git ilişkileri, subliminal ya da değil mesajlarıyla klasik bir Woody Allen filmiydi. Hepsinde olduğu gibi yine severek izledim. Cümleleri de özenle takip ettim. Her filminde kendimden ve ilişkilerimden en az bir şey görmek daha çok sevmeme sebep oluyor filmlerini. Tabii biz bu kadar marjinal yaşamıyoruz ama bazı davranışları birkaç seviye yumuşatırsak, kendimizden bir şey bulmak daha mümkün hale geliyor. İzleyenler ya çok sevecek, ya nefret edecek kanımca. Bakalım hangi tarafta olacaksınız:)
Çok lezzetli bir film olmuş. Sarmaşıkla boy ölçüşemeyecek olmasına rağmen kendi çapında gayet güzeldi. Zevkle izledim. Dağılmış aile tablosu biraz Avrupai işlense de, diyaloglar çoğunlukla bizdendi. Bu defa yoğun küfür kullanımı bile hoşuma gitti. Özellikle Suzan'ınkiler:) Ben sevdim, tavsiye ederim.